İnsan yaradılışı gereği acıdan kaçmaya ve mutlu olmaya çalışan bir varlıktır. Ancak gerçek mutluluk acıdan kaçarak değil acıdan geçerek ulaşılacak bir şeydir. Konumuz bugün bu değil; sadece şu noktayı vurgulamak istiyorum: Acıdan kaçarken elde etmeye çalıştığımız mutluluk, aslında madalyonun öteki yüzü olan hedonik hazdır. Kısaca söylemek gerekirse hedonik mutluluğun pençesindeyseniz belki de farkında olmadan acının dehlizlerinde dolaşıyor olabilirsiniz. İşte bu bağlamda; hayatınızın bir döneminde adaletsizliğe maruz kaldıysanız ve bu adaletsizlikten doğan acıyı içselleştirmekte zorlandıysanız ideolojik bağlılıklar sizin için bir sığınak haline gelebilir. Bu, anlaşılır bir durumdur. Çünkü bizler mutlu olmaya çalıştığımızı sansak da asıl amacımız dışlanmış ve kenara itilmiş olmayı telafi etmek yani ait hissetmektir.
İdeolojiler için bu durum büyük bir fırsattır. Sizi yaralarınızdan yakalar ve size varlığınızı hücrelerinize kadar hissettiğiniz gösterişli ve cazip gömlekler giydirir. Seviliyor, kabul ediliyor ve değer görüyor olduğunuzu düşünürsünüz. Ancak bir noktada, farkına bile varmadan, kendi gerçekliğinizi bu ideolojik çerçevelerle takas etmiş olabilirsiniz.
Psikanalitik Bir Bakış
Psikanalitik bir perspektiften baktığımızda; bu tablo, savunma mekanizmalarımızın aktif şekilde çalıştığını ve bastırılmış duygularımızın farklı yüzlerle hayatımıza hakim olduğunu gösterir. İdeolojiler insanı içine çekerken, aynı zamanda gerçeklik algısıyla bağını koparabilir. Savunduğunuz birçok şey bulunmuş olduğunuz düzlemde işlevsel ve kabul edilebilir göründüğü için bu kopuşun farkına bile varamayabilirsiniz. Bu durum sadece politik ya da dini ideolojilere saplanmak anlamına gelmez. Kültürel kodlarımız, örf ve adetlerimiz hatta akademik kimliklerimiz bile ideolojik körlük yaratabilir.
İdeolojik körlüğün en büyük dayanak noktalarından biri inkar mekanizmasıdır. İnsan kendi inanç ve fikirlerini tehdit eden her şeyi görmezden gelme eğilimindedir. Örneğin:
Sosyal medyada yalnızca kendi fikirleriyle paralel düşünen insanları takip etmek.
Düşüncelerini sorgulatacak tüm aynaları hayatından çıkarmak,
Karşıt görüştekileri fanatik ve radikal olarak etiketleyerek kendini haklı çıkarmak.
Bütün bunlar, kişinin kendi içsel karanlığına bir perde daha indirdiğini gösterir. Ve en kritik nokta şudur: İçinde bulunduğumuz ideolojiler ve doğrular, zamanla kimliğimizin bir parçası haline gelir.
Kimliğimizin Ötesine Geçebilir Miyiz?
Kendi doğrularımızdan ve yaralarımızdan beslenerek oluşturduğumuz kimlikler, mesleğimiz de dahil olmak üzere, bizde derin bir aidiyet hissi yaratır. Bir gün bu kimlikleri terk etmek zorunda kalsak, varlığımızı da kaybedecekmişiz gibi hissederiz. Oysa gerçekte, bizler etiketlerimizden ibaret değiliz. Siyasal kimliklerimiz, mesleklerimiz, unvanlarımız ve ideolojilerimiz olmadan da var olmaya devam edebiliriz.
Birbirimizi anlamanın önündeki en büyük engel, kendi inşa ettiğimiz duvarlardır. O duvarları aşmanın yolu, her türlü ideolojinin ve kimliğin ötesindeki yönümüzle bağ kurmaktan geçer. Kendini var hissetmek için hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir insan, düşmanını bile anlayabilir ve onunla bağ kurabilir.
Özetle, kendi fikirlerimize, inançlarımıza ve düşüncelerimize duyduğumuz sadakat, belki de öz benliğimize yapılan en büyük ihanettir.
İdeolojik Körlük ve Bilinç dışı
Zehra Selimoğlu
Yorumlar
Trend Haberler

Aydınlı ünlü patrondan dikkat çeken çıkış

Aydın’da yağışlar Kemer Barajı’na yaradı: Yüzde 50 oranını geçti

Nazilli’de alkollü gençlerin kavgasında 1 kişi öldü

Aydın'da üretilip kilosu bin liradan satılıyor! Yoğun talebi karşılamakta zorlanıyorlar

Aydın’da bomba paniği! Doğu Gazi ulaşıma kapatıldı

Bayramda tarifsiz acı! İki evlatlarını birbiri ardına kaybettiler
Reklam