Bazı ortamlarda “Hoş şeyler konuşamayacak mıyız?” diye soru ortaya atılıyor. Soruya “ne gibi?” diye soruyla karşılık vermekten başka bir şey gelmiyor insanın aklına…
Mesela uluslararası bir müsabakada şampiyon olmuş sporcunun başarısını konuşalım.
Türkiye Taekwondo Şampiyonasında Aydınlı üç genç Elifnaz Köseoğlu, Cansu Şeyhoğlu ve Muhammet Sarıtaş başarılı oldu ve milli takıma seçildi. Estonya’da yapılacak Kulüplerarası Avrupa Şampiyonluğu için mücadele etmek üzere şu an kampta hazırlanıyorlar.
Bakalım Aydınlı pırlanta gibi gençlerin başarısına ne kadar sevineceğiz, kaç gün konuşacağız?
Neredeyse 1 aydır hep olumsuzluklar üzerine konuşuluyor. Çünkü gerilimli bir dönemdeyiz.
Kişisel ve toplumsal olarak iletişimin bütün kusurlu yollarında dolaşıyoruz.
Hafta sonunda biraz içimize dönelim. “Niye böyleyiz, nasıl içimizi ferah tutabiliriz?” sorusuna birlikte çözüm bulalım. Bulalım ki, en azından değiştiremeyeceğimiz olayların ardından kederlere gömülmeyelim.
ÖNCE DİNLE, SONRA KONUŞMA!
Konuşmayı severim ama dinlemeyi daha çok… Çünkü dinlemek en güçlü iletişim aracıdır. Çok şey öğretir.
Sıkça şu söz kullanılıyor; “konuşanı dinlemiyoruz. Sıranın bize gelmesini bekliyoruz!” Doğru bir şikâyet konusudur.
Böylece iletişim başlamadan bitiyor. Dinlemek, muhatabınıza değer verdiğinizi, söylediklerini önemsediğinizi gösterir. Anlaşma böyle sağlanır.
Yıllar önce bir dostum, sosyal medyada gecenin bir yarısı, “Allah benim belamı versin” diye paylaşımda bulundu. Telefonla defalarca aradım, ulaşamadım. Merakım giderek arttı. Ertesi gün ilk işim tekrar aramaya devam ettim. Öğlen saatlerinde kendisi aradı. Açamadığını, haber veremediğini söyledi.
Konu trajikomik. Eşi kanser tedavisi görüyordu. 10 günlük hastane tedavisinden sonra İzmir’den Foça’ya dönmüşler. Gece karanlığında arkadaş bagajdan eşyaları alıp hızla kapatmış. Bu arada eğilip yerden bir şey alan kadıncağızın kafasına çarpmış bagaj kapağı… Kadın bayılmış. Tekrar hastaneye dönmüşler. Acilde müdahaleden sonra beyin kanaması ihtimaline karşı geceyi yine hastanede geçirmişler.
GÜZEL DİNLEMEYE DEVAM
Ziyaretine gittim. Akşam sahilde yemek yerken kadın iki saat boyunca konuştu. Arkadaş ara sıra müdahale etti. Ben de arkadaşı uyardım, “bugün hanımefendi konuşacak” diye.
Gecenin sonunda, duyduğum en güzel iltifat şuydu: “Ali bey hep güzel konuşursunuz bilirim. Ama bugün çok güzel dinlediniz. 10 gündür kendimi bu kadar iyi hissetmedim.”
Anladık değil mi?
Biz birbirimizi dinlemiyoruz. Değer vermiyoruz birbirimizin söylediklerine…
Yanımızdakini hep dost, karşımızdakini hep düşman olarak görmekten vaz geçelim. İnsanın insanla iletişimi yemek içmekten daha kıymetlidir.
Yaşanan sorunların aşılmasını engelleyen yegâne şey kusurlu iletişim.
Karşısındakini yenmek, önüne geçmek, üstüne çıkmak, elindekini almak, kendinden bir şey vermemek üzerine kurulu rekabetçi bir iletişimden bireysel ve sosyal barış çıkmaz.
Şimdi başlayalım; iletişimin kusurlu yollarından ayrılıp açık iletişimle hayatı huzurlu yaşayalım.